Category: Nöro-Kültür

Locked-in Sendromu

Locked-in sendromu ilk defa 1966 yılında Posner ve Plum adlı araştırmacılar tarafından ‘beyin sapındaki kortikospinal ve kortikobulbar yolakların hasarlanması sonucu, sırasıyla, kuadripleji ve anartrinin bir arada gözlenmesi olarak tanımlanmıştır. Locked-in sendromunda motor hareketler birkaç vaka dışında neredeyse hiç gözlenmemektedir.  Sendrom, bilincin stabil kaldığı vertikal göz hareketlerinin ve göz kırpmaların olduğu bir sendrom olarak tanımlanmaktadır. Hasta çevresini algılayabilmekte, ortamdaki sesleri işitebilmekte fakat motor aktivite olarak cevap verememektedir. Bu tablo içe kapanış durumu olarak tanımlanabilir. Hastalar iletişim aracı olarak ancak göz hareketleri ve göz kırpmaları kullanabilirler. Locked-in sendromu bulgularıyla 1875 yılında literatüre ilk hasta girişini Darolles adlı araştırmacı yapmıştır (1).

Locked-in sendromu motor bozukluğunun derecesine göre üç alt kategoriye ayrılır (2):

1. Classic LIS: Afoni bulgularının yanında bilişsel işlevler ve dikey göz hareketleriyle göz kırpma hareketleri korunur.

2. Incomplete LIS: Hasta, dikey göz hareketlerine ek olarak birtakım istemli hareketleri de yapabilir.

3. Total LIS: Hasta tamamıyla hareketsizdir; yalnızca bilişsel işlevleri korunmuştur.

 

Sinema ve Edebiyatta Locked-in Sendromu

Elle dergisi editörü, 43 yaşındaki Jean Dominique Bauby mesleğinin doruğundayken geçirdiği beyin kanaması ve beyin sapı inmesi sonucu locked-in sendromuna yakalanır. 20 gün komada kalan Jean uyandığında sol gözü dışında bedeninin hiçbir yerini kullanamaz. Sadece işitebilen ve etrafında olan şeyleri algılayabilen editör, konuşma terapisti yardımıyla harfleri göz kırparak kullanmaya ve insanlarla iletişim kurmaya başlar. Jean-Dominique Bauby’ nin bu yöntemle kurduğu ilk cümle ‘Ben ölmek istiyorum!’ olur. Ardından hayata tutunan Jean tam 20 milyon göz kırpması kullanarak ‘Kelebek ve Dalgıç’ kitabını yazar.

Kelebek ve Dalgıç kitabının yarattığı etkiyle gerçek yaşamdan beyaz perdeye aktarılan, ABD’li yapımcı Julian Schnabel’in,  Kelebek ve Dalgıç filmi 2007 Cannes Film Festivali’nde mizansen ödülü kazanmıştır (4). Filmde klasik LIS sendromuna yakalanan ünlü editörün hayatının yanında bir bedene hapsolmuş olan ruhun nasıl özgürleşebileceği anlatılır. Bedenini dalgıç kıyafeti olarak nitelendiren Jean kendini bir kelebek gibi görüp günün birinde uçup gideceğini hayal eder. Ne durumda olursak olalım hayatın ne kadar değerli olduğu gerçek bir hayat kesiminden anlamak için bu hikâyeden yola çıkılabilir.

 

Kaynaklar

1 Darolles, M. Progres Medical. 1875, 3; 629.
2 Smith, E., and Delargy, M. Locked-in syndrome. BMJ, 2005, 330; 406-409.
3hafif.org
4wikipedia.org

 

 

http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

HM’den Sahneye Amnezi

Henry Gustav Molaison. Bu adı öğreneli daha çok kısa süre oluyor. Halbuki biz onu 20. yüzyılın önemli vakalarından biri olarak HM adıyla çok iyi tanıyoruz.

1926 yılında Amerika’da doğan HM daha yedi yaşındayken bir bisiklet kazası geçirir. Kazanın takibinde HM’de ciddi epileptik bozukluk görülmeye başlar. HM yıllarca parsiyel nöbetler yaşar, on altı yaşından itibaren nöbetler tonik-klonik hal alır. HM zeki bir gençtir ancak ardı arkası kesilmeyen nöbetler ve yoğun tedavi onu sürekli engellemektedir. Motor tamiri işiyle uğraşmaktadır. Ne var ki hastalığı artık bu tip yoğun dikkat gerektiren işleri yapmasını zorlaştırmaktadır.

27 yaşına geldiğinde bazen günde onu bulan minör nöbet ve haftada en az bir majör nöbet geçirmektedir. Bu durum hayatını yaşanmaz kılmaktadır. Hartford Hastanesi’nden beyin cerrahı William Beecher Scoville problemin mutlak müdahale gerektirdiğini fark edecek ve radikal bir karar alacak, bu karar HM’in hayatını değiştirecek, onu dünya tıp ve psikoloji dünyasının en tanınmış vakalarından biri yapacaktır.

Dr. Scoville HM’in epilepsisinin lokalizasyonunu her iki mediyal temporal lob olarak belirler ve hastaya cerrahi rezeksiyon önerir. Operasyon ile çift yönlü temporal lobotomi yapılan HM, hipokampüsü, parahipokampal girusu ve amigdalasının üçte ikisini kaybetmiş, anterolateral temporal korteksinin bir kısmı hasarlanmıştır.

Operasyon amacına yönelik başarı elde eder, artık HM epilepsi nöbeti geçirmemektedir. Ancak şimdi bambaşka bir sorun vardır. HM ağır bir anterograt amnezi durumu yaşamaktadır. Çalışma belleği ve prosedürel belleğinde hiçbir sorun olmayan HM yeni karşılaştığı hiçbir şeyi uzun süreli belleğine aktaramamaktadır. Bunun yanında HM orta seviyeli bir retrograt amnezi de geliştirmiştir. Operasyon öncesi 1-2 yıllık periyottaki çoğu olayı hatırlamakta zorluk çeker. Uzun süreli prosedürel anılar oluşturabilmekte; yeni şeyleri öğrenip hatırlayamasa da yeni motor beceriler kazanabilmektedir.

Doktor, gördüğü tablo karşısında şaşırmıştır. McGill Üniversitesi’nde amnezi hastaları üzerinde çalışmakta olan Wilder Penfield ve Brenda Milner’dan yardım ister. Kanadalı nörobilimci Dr. Milner HM’i bazı hafıza testlerine tabi tutmak için Amerika’ya gelir. Milner’ın HM üzerinde yapacağı çalışmalar kognitif sinirbilimin bellekle ilgili çok önemli veriler kazanmasını sağlayacaktır.

HM vakasına kadar hafızanın beynin spesifik bölgelerinde yoğunlaştığı değil tümü tarafından yürütüldüğünü düşünen bilim dünyası şimdi ikiye bölünmüştür. Bir kısım araştırmacı HM’in bazı beyin bölgelerini direkt olarak kaybetmesiyle amnezi durumunu bağlantılandırırken, kimi bilim adamları bunun farklı sebeplerden gelişmiş olabileceğini düşünür…

HM üzerinde yapılan çalışmalar hipokampüsün bilincin ve uzun süreli hafızanın oluşumunda gerekli olduğunu gösterdi. Yaşamı boyunca tıp biliminin kendisinden birçok şey öğrendiği Henry Gustav Molaison öldükten sonra da aynı misyonu sürdürdü. Bilim dünyası HM’in beyninden hala bir şeyler öğrenmeye devam ediyor. 2008 yılında hayatını kaybeden HM’in beyni Kaliforniya San Diego Üniversitesi Beyin Gözlem Laboratuvarı’nda 53 saatlik çalışmanın sonunda iki bin altı yüz dilime ayrıldı ve ileriye dönük araştırmalar için arşivlendi.

Filmlerde Amnezi

HM’in tıp dünyasının yanı sıra sosyal alanda da ün kazanması, hastalığının zihnin bilinmezliğine kapı açan amnezi vakası olmasına da bağlanabilir. Zihin ve bellek, karmaşıklığı, anlaşılmazlığı ve öngörülemezliğiyle sinirbilimcilerin yanısıra felsefe, hukuk ve sanat alanlarında çalışan araştırmacıların da yüzyıllarca ilgi odağı olmuştur.

Sinema dünyasında senaryosu amnezi üzerine kurulmuş birçok film bulunmakta. Hafıza kaybı denildiğinde bir Yeşilçam klasiği olan Yıldızların Altında ilk akla gelen film olsa gerek. Geçirdiği kaza sonrası tüm geçmişini unutan Turgut (Göksel Arsoy) ve Hülya’nın (Hülya Koçyiğit) ona kaza öncesi yaşadıkları aşkı hatırlatmak için çektiği acılar yazlık sinemaların unutulmaz sahneleri.

Amerikan sinemasındaysa Eternal Sunshine of the Spotless Mind, Memento, 50 İlk Öpücük ve dünya çapında 900 milyon dolarlık gişe yapan animasyon filmi Kayıp Balık Nemo amnezik karakter etrafında dönen senaryolarıyla ünlü filmlere örnek verilebilir.

Edebiyatta Amnezi

Sinemada olduğu gibi edebiyat dünyasında da amnezi çokça ele alınmış konulardan. Amnezik karakterlerin bilinmezlik sarmalında yaşadıkları defalarca kez farklı kurgularla işlenmiştir.  Umberto Eco’nun  Kraliçe Loana’nın Gizemli Alevi adıyla yayımlanmış eseri yazılı edebiyat alanında amnezinin işlendiği ünlü kitaplardan biri. İtalya’nın soğuk savaş dönemini, hafızasını yeniden kazanmaya çalışan bir hastanın gözünden anlatan kitabın kahramanı inme sonucunda hafızasını geniş ölçüde kaybeden orta yaşlı bir sahaftır. Kaybettiği geçmişinden hatırlayabildikleri, eskiden okuduğu bazı dizelerdir.

 

http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
 

Please log in to vote

You need to log in to vote. If you already had an account, you may log in here

Alternatively, if you do not have an account yet you can create one here.