Evrimin Devşirme Ürünü İnsan

Dağarcığınıza yeni bir kelime daha eklemeye hazır olun, “kluge” (‘Kluuj’ diye okunur). Kluge’un en uygun tanımı Jackson Granholm tarafından “birbirleriyle tam uyum içinde olmayan parçaların bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş sıkıntılı bir bütün” şeklinde ortaya atılıyor. Yazara göre de kluge “derme çatma” çözüm ya da fikirlere verilen ad. İnsanın zihinsel ve bedensel yapısında görülen pek çok “defo” da, onun kusursuz bir “tasarım”dan çok evrim sürecinde bugüne kadar gelmeyi başarmış bir kluge olduğunun ipuçlarını veriyor. Evrim karşılaştığı sorunları, baştan tasarım yaparak değil, o an elinde olanları kullanarak çözüyor. Sonuçta bu çözümler her zaman için en “şık” çözümler olmuyor ama işi görüyor. Evrim akılcı bir temele sahip: Yoktan var etmiyor, elde olanla ilerliyor.

Tüm omurgalıların aşağı yukarı benzer anatomik yapılar göstermesi ve ortak organ sistemlerine sahip olması evrim sürecinde var olan genetik bilginin ufak farklılaşmalarla aktarıldığının göstergesi. Bunun en açıklayıcı örneği, insan omurgası. İki ayak üzerinde duran canlılar olarak dört kolondan oluşan bir omurga bizim için daha ideal olabilirdi. Ancak dört ayak üzerinde duran türlerle aynı genlerden gelmemiz bizi, hiç de konforlu olmayan tek kolonlu bir omurgaya mecbur etmiştir. Sonuçta insan iskeleti iki ayak üzerinde durmak üzere “tasarlanmamış”, dört ayaklı yapının iki ayağa uyarlanmasıyla ortaya çıkmıştır. Sık sık çektiğimiz dayanılmaz sırt ağrılarının sebebi bizim için tasarlanmış özel bir anatomiye sahip olmamamız ve evrim sürecinde bizden önceki türlerle paylaştığımız ortak geçmişimizdir.

Marcus, evrimimizdeki klugeları tek tek gösterebilmek için, evrimin derme çatmalığından en çok etkilenmiş yönlerimizi başlıklara ayırıyor. Hafızamız, inanca eğilimimiz, tercihlerimiz ve zevklerimiz olarak farklı bölümlerde farklı örneklerle inceleniyor.

Hafıza bölümünde, “türler arasında güçlü bir belleğe sahip olduğumuz” fikrinin sadece avuntu olduğu, hafızamızın sürekli hatalar yapması ve bizi kandırmasıyla açıklanıyor. Evde unutulan anahtarlar, kaybedilen cüzdanlar, bir türlü akla gelmeyen telefon numaraları ve karıştırılan yüzler… Hepsi aslında bizim bir hafızaya değil, hafızamızın bize sahip olduğunun, onun üst üste bindirilip birbiri altında ezilmiş yalan yanlış verilerle bizi avucunda tuttuğunun kanıtı. Hafızamızın bizi ileriye götürmenin yanında çoğunlukla zor duruma düşürdüğü Merlin Mann’ın şu ironik cümlesinden daha açık nasıl anlatılabilir ki? “Tuvalet kâğıdına ihtiyacımız olduğunu fark ettiğimiz zaman, genellikle, o anda tuvalet kâğıdı satın alabilecek durumda olmuyoruz.”

“Kluge”da insanların sosyal ilişkilerinde bile evrimsel geçmişin izlerini görebileceğimize dikkat çekiliyor. Olumlu duygular beslediğimiz kişilerin bilmediğimiz yönleri konusunda da olumlu kanaatler taşıyoruz. Sevdiğimiz bir insanın uygunsuz bir eylem yapabileceğine inanmama eğilimi gösteriyoruz. Bunun sebebi, beynimizin inanca yatkınlığı. Biz insanlar, genel olarak hoş bir tablo görüyorsak, arkasına bakmayı aklımıza getirmeksizin tümden kusursuz olduğuna inanıveriyoruz.

Kolayca inanabilecek yapıda olmamız evrimsel kusurlar çerçevesinde inceleniyor. Marcus bu kusurumuzun menfaatçi kesimlerce her alanda kandırılmamıza neden olduğunu, reklamlar, içi boş siyasi söylemler ve maddesellikten uzak inançlarla zihnimizin sürekli kirletildiğini “dünyaya enayi yerine konmak için gelmişiz” diyerek ifade ediyor. Bizler evrimin “devşirme” birer ürünüyüz. Konu inanç olduğunda, sorgulayarak ve mantık-irade uyumunu kurarak, nesnel kanıtları gözlemleyerek ve doğruluğuna kanaat getirerek inanmayız. İnandığımız şeyin doğruluğunu destekleyecek unsurları diğerlerinden öne alır ya da inancımızı kuvvetlendirmek amacıyla bu unsurları kendimiz yaratırız. Marcus bu düşünceyi destekleyen siyasi ve hukuki örnekleri bir araya toplayacak “inanç” kavramını üçüncü bir başlık altında önümüze seriyor.

İnsan, evrimi süresince doğal seçilimden korunabilme yolunda hareket etmiştir. Bu hayatta kalma oyununda düşünmeye neredeyse hiç vakit yoktur. Aslolan davranmak (kaçmak, saldırmak…) ve yaşamaktır. Düşünmenin lüks olduğu yüz binlerce yıllık mücadele sürecinden bugünlere gelen insan daha çok inanmaya eğilim gösterecektir. Gary Marcus’un da ifadesiyle inanç, “insan doğasında doğru olana değil, doğru olması istenilen şeylere karşı duyulan bir histir”. İnancın tanımını insan beyninden irdeleyen yazar, bu zaafı evrimin kolay olanla yetinen karakterine bağlıyor.

İnsan –ve tüm diğer canlılar– “şimdi”yle, gelecekle olduğundan daha ilgilidirler. Marcus bu durumu “aç bir insanın akşam yemeğinin gelmesini beklemeden, patates kızartmasına saldırması”yla örneklendiriyor. Böylece kişi en kestirme yoldan açlığını bastırırken, çok daha zengin içeriğe midesinde çok daha az yer bırakmış oluyor. Bu örnek Kluge’un “tercihler” bölümünün özetini oluşturuyor. Psikolog Csikszentmihalyi’nin ifadesiyle zevki “iyi yaptığımız bir şeye zamanın nasıl geçtiğini fark edemeyecek kadar kendimizi verdiğimiz akış hali” olarak tanımlayan Marcus, diğer bir zihinsel kluge örneği olan “zevk”i evrimsel karmaşadan payını almış eksikliklerden biri olarak irdeliyor ve hayatımızın bizi riske iten binlerce zevki barındırdığının altını çiziyor.

Eski bir deyişin de vurguladığı gibi, “şans önerir, doğa değerlendirir”. Biz de doğanın iyi ya da kötü kararlarının etkisi altında tüm diğer türler gibi hayatta kalma mücadelemizi sürdürmekteyiz. Ancak doğanın bize kazandırdığı zihin tamamen olmasa da kısmen ehlileştirilebilir. Eserin “gerçek bilgelik” yolunda bize sunduğu maddeleri hayatımıza sokarak işe başlayabiliriz. Kısa dönemde edinilmiş alışkanlıklarımızdan sıyrılmak bile oldukça zorken, yüz binlerce yıl genlerimize kazınmış olan sorgulamadan inanma, kısa vadeli düşünme ve zevke yatkınlık gibi alışkanlıklarımızdan kurtulmak şu an için pek de mümkün görünmüyor. Yine de denemekte yarar var. Belki de “kluge”u alt etmenin yolunu Gary Marcus’un satırlarında bulabiliriz. Son zamanların popüler bir reklam filminde de dediği gibi “biri gelir, her şeyi değiştirir”.

Kluge”, Gary Marcus, çev: Armağan Özdemir, 168s., Remzi Kitabevi, 2010

Not: Bu yazı daha önce Remzi Kitap Gazetesi’ nde yayımlanmıştır.

http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Comments are closed.

 

Please log in to vote

You need to log in to vote. If you already had an account, you may log in here

Alternatively, if you do not have an account yet you can create one here.