Archive for: Ocak 2012

Ruhsal Hastalıkların Damgalanması Sorunsalı

Şizofrenik Damgalama Üzerine Bir Deneme

Belki de şizofren, 

içinde yaşadığı dünyanın 

sevgisizlik, güvensizlik, mekanik ilişkiler ve iletişimsizlik üzerine kurulmuş değerlerinin bilincine varıp, 

bunları değiştirememenin verdiği acizlikle 

kendisini feda eden insandır.

Bu durumda bildirisi 

bir tür karşı koyma olacağından,

abuk subuk ve saçma nitelemelerini

kesinlikle hak etmeyecektir.

                                           ”Bir Şizofrenin Otobiyografisi”  Marguerite Sechehaye 

 

Şizofreni, ruhsal durumun hemen tüm alanlarında belirti ve bulgular gösteren, genellikle gençlik yıllarında başlayan, gidiş ve sonlanışı hastadan hastaya ve süreç içinde değişen, henüz etiyolojisi tam olarak bilinmeyen ve önemli ölçüde yeti yitimine yol açan bir toplum sağlığı sorunudur. Tarihsel gelişimini ve farklı bakış açılarını yakalamak anlamaya çalışmak ve hastalığa geniş bir perspektiften bakabilmek mutlaka lazım ve faydalıdır. Çünkü hiçbir ruh sağlığı hastalığı bu derece yorumlama ve tedavi yaklaşımları itibariyle bu derece değişikliğe uğramamıştır.

Bu yazıda düşüncenin bir sıkıntısının katıksız durumda bir betimlemesi yapılmaya çalışılacaktır yalnızca ve şizofreniye içerden bakabilmenin romantik yanılsamalar yapabilmenin yolları denenecektir.

Ruhsal hastalık tanısı alan  bireyler içinde, en çok damgalanan ve en çok dışlanan hastalar şizofreni hastalarıdır. Yaşadığımız toplumun üretim ilişkileri ve yaşama biçimi, herhangi bir biçimde ”başaramayan(!)” ve üretimden düşen bireyleri dışlama eğilimini gösterir. Toplum anlayışının dışında bulunanlar, toplumun benimsediği değerlere, kültürün yapmasını beklediği çoğunluk tarafından kabul görmüş davranışlara uyumsuz olanlar, toplum tarafından aynanın arka tarafına itilmek durumunda kalırlar. Bu süreçte, dünya aniden kendini, alışagelmiş, norm’al sosyal niteliklerden yalıtılmış bir halde ortaya çıkarır. Sosyal kavramlardan sıyrılmış ve kendi varoluş gerçeği dışında tüm gerçeklerden arınmış bir halde kendini gösterir. Kişi elinde kalınmış olan fakat gerçeği pek de iyi algılanamayan benlik işlevleri ile yıkılan dünyayı tekrar ima etmeye çalışır. Örnek vermek gerekirse, paramparça olmuş bir vazoyu düşünelim yıkılan bir dünya fantezisinin tezahürü için. Gerçeği toplumsal kalabalıkla birlikte algılayan kişi, şizofrenin tamir ettiği vazoyu birbirleri ile birleştirilmiş bir yığın porselen parçası olarak algılandıracaktır. Fakat şizofrenisi olan kişinin kendisi, bu parçacıkları onarılmış bir vazo olarak görür. Şizofrenisi olan kişinin yeniden yapılanan dünya fantezisi ile ilgili olan tamir etme süreci, kabul edilen bir patolojik süreçtir ve hastalık ilerledikçe yıkılan dünya ile tamir edilen dünya eş zamanlı olarak devinir ve kişinin toplum düzeni içinde farklılaşmasına sebep olur. Farklılık toplumun tepki koyduğu bir olgudur ve ayrıca toplumun farklı olanlara karşı verdiği tepki, toplumdaki ”farklılar” ın sayısına da bağlıdır. Eğer ”farklı olanlar” toplumda küçük bir azınlığı oluşturuyorsa, toplumun tepkisi artarken hoşgörüsü azalmaktadır. Bu gerçeklik ışığında şizofreninin toplumda % 1 yaygınlığı ile y.o.k sayılabilecek bir nicelik oluşturduğunun da varlığıyla toplumun şizofreniye bağlı tutumunun önyargılı düşünme/davranma, stereotipik davranışlar sergileme, ayrımcılıkta bulunma ve hastalığı hakaret ve küçümseme nesnesi olarak kullanma durumu önümüzde tüm açıklığıyla duran yadsınamaz bir sonuçtur.

Psikiyatri tarihi farklı okumalara açıktır. Psikiyatri tarihini kronolojik sırada arka arkaya dizilen başarıların günümüze kadarki sürecinin anlatıldığı bir başarılar dizgesinin dışında alanda büyük tartışmaların olduğu ve farklı zıt kutupların olduğu bir süreç olduğundan da söz etmek gerekmektedir. Belki de eleştirel süreçlerin ve karşıtlıkların en yoğun yaşandığı dönem 1960’lardır. Dünyadaki politik, ekonomik ve sosyal değişiklikler; psikiyatride hekim-hasta ilişkisindeki insancıl olması gereken tutumlardaki yetersizlikle ve ‘depo’ hastanelerde yaşanan olumsuzlukların varlığı 60’larda ANTİ-PSİKİYATRİ akımının doğmasına sebebiyet verir. Akımın temsilcilerinden Ronald Laing, şizofreniyi ‘’tehlikeli’’ insanların sahne dışına atılması olarak yorumlamıştır. Şizofreni ve benzeri psikozların organik kökenli olmadığını daha da önemlisi hastalık olmadığını iddia eder. Aksine kendine yabancılaşmış bireyin iyileşme sürecindeki basamaklardan biri olarak tanımlar. Kendi tabiri ile otorite tarafından damgalanmış bireyleri İngiltere’de kurduğu hasta bakım evlerinde bir araya toplayıp küçük şizofreni komünleri oluşturmuştur. Şizofreniyi kavramsallaştırmada kullanılan bu model, yeterli bilimsel kanıt ortaya koyamamış ve güncelliğini yitirmiştir fakat  bu eleştirel akımın görüşlerini şizofreni hastalarının maruz kaldığı damgalanma ve ayrımcılığa karşı olan mücadelede psikiyatrinin insancıl doğasını unutmaması gerekliliğine vurgusu bakımından katkısının önemli olduğu söylenmelidir.

Ülkemizle ilgili tutum çalışmaları da göstermektedir ki şizofreni, en çok ayırt edilen ve en olumsuz bakış açısına maruz kalan bir hastalıktır. Toplumun genelinde, şizofreni hastalığına karşı olumsuz bir tutum ve şizofreni hastalarını reddetme eğilimi olmakla birlikte, toplumun büyük çoğunluğu da şizofreni hastalarıyla yakın ilişki kurmak istememektedirler. Şizofreniyle ilgili reddedici ve negatif tutumun yanında sosyal mesafenin artırılması durumu da varlığını göstermektedir.

Yine de tüm bu olumsuz koşulların varlığına bile, hastaların ve ailelerin katkısıyla damgalanma konusu bugün psikiyatri de kendine önemli bir yer edinmiş ve bütün bu zor koşulların zamanla üstesinden gelinebilecek gözükmektedir. Damgalanma karşıtı mücadelenin kıt olanaklarla ve mütevazı bir şekildeki mücadelesi ve engellere karşı ayakta durabilmesi bu konuda çabalayanlar umut aşılayan yegâne değerdir.

 

http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

Duchenne Smile ve Yüz Kasları

Duygu ile ilgili çalışmaların her alanda (psikofizyoloji, nöropsikoloji, psikoloji, psikiyatri, .. ) giderek genişlemesinin seyrini izlerken aslında geçmişe baktığımızda günümüz duygu ve yüz ifadeleri ile ilgili çalışmaların Darwin’e kadar uzandığını görmekteyiz. ‘The expression of Emotions in Man and Animals’ adlı kitabında (1872) Darwin hem insanlarda hem hayvanlarda yapılan yüz ifadeleri, duygu ve asimetri ile ilgili çalışmalara yer vermiştir. Ayrıca yüz kaslarını da bu kitabında irdelemiştir. Kitabında Dunchenne Smile’dan bahseden Darwin aynı zamanda Fransız bir nörolog olan Guillaume Duchenne’ın resimlerine de yer vermiştir. Duchenne asistanıyla birlikte hem duygusal yüz ifadelerini incelemiş hem de yüzlerin yarı alanlarını (hemifacial) iğneli EMG (elektromiyografi) elektrodları ile inceleyerek yüz ifadelerindeki hemisferik asimetriyi ortaya koymuştur. Günümüzde iğneli elektrodlar yerine yüzeysel (surface) elektrodlarla yüz kaslarının ölçümü yapılmaya çalışılmaktadır. Darwin, kitabında da yer vermiş olduğu gibi yüz ifadelerinin sadece iletişimde önemli bir rol oynamadığını, bazı duygusal yüz ifadelerinin doğuştan var olduğunu ve bu nedenle bütün evrende yüz ifadelerin aynı algılandığını söylemiştir. Günümüzün öncü psikologlarından Paul Ekman, yapmış olduğu çalışmalar ile evrensel yüz ifadelerinin (mutlu, kızgın, tiksinme, şaşkınlık, korku, üzüntü) farklı kültürler tarafından aynı algılandığını ortaya koymuştur (1). Dimberg ve arkadaşlarının yapmış olduğu çalışmalarda, mutlu ve kızgın yüz ifadelerinde yüz kaslarında bir ayrım olduğu ortaya konulmuştur (2) (3) (4). Mutlu yüz ifadelerinde zygomaticus major, orbicularis oculi, kızgın yüz ifadelerinde corrugator supercilii, levator palpebrae superioris, orbicularis oculi, şaşkın yüz ifadelerinde frontalis, levator palbebrae superioris, korkulu yüz ifadelerinde frontalis, corrugator supercilii, levator palbebrae superioris, üzgün yüz ifadelerinde frontalis, corrugator supercilii, depressor anguli oris, tiksinen yüz ifadelerinde levator labii superioris, levator labii superioris alaeque nasi kasları aktive olmaktadır (5). Duygusal yüz ifadelerinin yüz kas ölçümleri yapılırken dikkat edilmesi gereken birçok nokta bulunmaktadır. Günümüzde yüzeysel yapılan bu çalışmaların kas ölçümleri sırasında gürültüye (artifact) maruz kalması elde edilen verilerde ilgili değişken yaratmaktadır. Ölçülen duygunun aza indirgenmesi böylelikle ölçülen kas sayısının aza inmesiyle ölçülen kaslarının daha kontrollü olması ya da kullanılan elektrodların küçük olarak tercih edilmesi (4mm) bipolar ölçümlerde daha sağlıklı bir veri elde etme olanağı yaratmaktadır.

Bir iletişim aracı olan yüzlerimiz duygunun bir anahtarıdır. Duygularımıza sözel iletişimde yer vermesekte yüz ifadelerimiz bizi ele verir. 2009 yılında gösterilmeye başlanan Amerikan Tv dizisi olan Lie to me (Bana Yalan Söyle)’de, yüz ifadelerinin, mikro yüz ifadelerinin, beden dilinin çözümlenmeye çalışılarak bir takım suçları çözmeye çalışan bilim adamlarının oluşturduğu grubun hikayesi anlatılmaktadır. Bu dizide Paul Ekman’dan esinlenildiği ve Paul Ekman’ın çalışmalarına yer verildiği bilinmektedir. Hem fizyolojik (yüz kasları) hem de psikolojik (duygular) süreçlerin birlikte rol oynamasıyla yaşamsal fonksiyonlarımızı yerine getirmekteyiz. Her iki grubu birbirinden ayırmaya çalıştığımızda ya beynimizin ruhumuzu oluşturduğunu ya da ruhumuzun beynimizi oluşturduğunu öne sürmek durumunda kalacağız. Seçim sizin.

Sevgiler

Kaynaklar
1 Ekman, P. (2003). Darwin, Deception, and Facial Expression. New York Academy of Sciences, 1000: 205–221.
2 Dimberg, U., Thunberg, M. & Elmehed, K. (2000). Unconscious facial reactions to emotional facial expressions. Psycholog,cal science, 11(1); 86-89.
3 Dimberg, U. & Thunberg, M. (1998). Rapid facial reactions to emotional facial expressions. Journal of Psychology, 39; 39-45.
4 Dimberg, U. & Petterson, M. (2000). Facial reactions to happy and angry facial expressions: evidence for right hemisphere dominance. Psychophysiology, 37; 693-696.
5 Anton van, B. (2010). Facial EMG as a Tool for Inferring Affective States. Eds. A.J. Spink, F. Grieco, O.E. Krips, L.W.S. Loijens, L.P.J.J. Noldus, and P.H. Zimmerman, Proceedings of Measuring Behavior.
http://johnquincy.blogspot.com/2011/10/being-alpha-slow-knowing-smile.html

 

http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png

7. Klinik Nöroimmunoloji Sempozyumu

 

İki yılda bir yapılan Klinik Nöroimmunoloji Sempozyumu’nun yedincisi 17 – 20 Mayıs 2012 tarihleri arasında İstanbul Bilim Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nin ortaklaşa düzenlemesi ile Çeşme’de gerçekleştirilecektir.

 

SEMPOZYUM BİLİMSEL PROGRAMI

17 Mayıs 2012, Perşembe

14:00 – 14:15

Açılış
Ayşe Altıntaş, Gülşen Akman-Demir
14:15 – 16:15 I. Oturum: Behçet Hastalığı
Oturum Başkanları:
 Ayşe Altıntaş, Gülşen Akman-Demir
– Behçet Hastalığı Patogenezi. Ahmet Gül
– Uveit özellikleri bize ayırıcı tanıda nasıl yol gösterir? İlknur Tuğal-Tutkun
– Behçet Hastalığında Nörolojik Tutulum: Klinik özellikler ve tedavi. Murat Kürtüncü
16:15 – 16:45 Kahve arası
16:45 – 18:45 II. Oturum: Nöroimmunolojide laboratuar tetkikleri
Oturum Başkanları: Canan Yücesan, Murat Kürtüncü
– DSD (Daha sonra duyurulacaktır). Güher Saruhan-Direskeneli
– Nöroimmunoloji’de Flow sitometrik uygulamalar. Günnur Deniz
– Otoantikor taramaları bizi nasıl yönlendirir? Ahmet Gül
19:15 Akşam Yemeği

18 Mayıs 2012, Cuma

09:00 – 10:30

III. Oturum: Nöromiyelitis Optika
Oturum Başkanları: Mefkure Eraksoy, Gülden Akdal
– Nöromiyelitis optika patogenezi. Hans Lassmann 
– Nöromiyelitis optika klinik spektrumu ve tedavi. Ayşe Altıntaş
10:30 – 10:45 Kahve arası
10:45 – 12:15 IV. Oturum: Otoimmun ensefalopatiler
Oturum Başkanları:
 Hakan Gürvit, Hatice Mavioğlu
– Paraneoplastik ve otoimmun limbik ensefalitler: klinik özellikler ve tedavi.Erdem Tüzün
 Alzheimer hastalığında biyolojik belirteçler ve patogenez hakkında düşündürdükleri. Oliver Schmidt
12:15 – 13:45 Uydu Sempozyum + Öğle Yemeği
13:45 – 15:45 V. Oturum: Nöromüsküler Bileşke
Oturum Başkanları: Nur Yüceyar, Yeşim Parman
– Motor eksitabiliteyi etkileyen hastalıklarda antikorlar. Angela Vincent
– Myasthenia graviste hayvan modellerinden ne öğrendik? Premkumar Christadoss
– Myasthenia graviste geleneksel ve gelecekteki tedavi seçenekleri. Rana Karabudak
15:45 – 16:00 Kahve arası
16:00 – 17:30 VI. Oturum: Otoimmun Periferik Nöropatiler 
Oturum Başkanları: Hatice Karasoy, Muhteşem Gedizlioğlu
– Guillain Barre Sendromu ve CIDP Etyopatogenez. Bernd Kieseier
– İmmun kökenli nöropatilerin tedavisi. Yeşim Parman
17:30 – 19:00 Uydu Sempozyum + Akşam Yemeği

19 Mayıs 2012, Cumartesi

09:00 – 11:00 VII. Oturum: Pediatrik Multipl Skleroz
Oturum Başkanları:
 Ceyla İrkeç, Demet Yandım Kuşçu
– Çocukluk çağı multipl sklerozu bize MS patogenezi hakkında neler öğretti? Egemen İdiman
– Çocukluk çağı MS: Klinik özellikler ve tedavi. Mefkure Eraksoy
– Gene-environment interactions in MS: Triggers for disease induction. Tomas Olsson
11:00 – 11:30 Kahve arası
11:30 – 13:00 VIII. Oturum: Multipl Skleroz Yeni Tedaviler – I
Oturum Başkanları:
 Aksel Siva, Yakup Krespi
– MS Tedavisinde otolog kök hücre destekli yoğun kemoterapi. Gianluigi Mancardi 
– MS Tedavisinde mezenkimal hücre transplantasyonu: mevcut durum ve gelecekteki hedefler. Shimon Slavin
13:00 – 14:30 Uydu Sempozyum + Öğle Yemeği
14:30 – 16:00 IX. Oturum: Multipl Skleroz Yeni Tedaviler – II
Oturum Başkanları: Rana Karabudak, Ayşe Sağduyu
– Multipl skleroz tedavisinde alemtuzumab. Alasdair Coles
– Multipl sklerozda natalizumab tedavisi ve risk yönetimi. Nikolaos Grigoriadis
16:00 – 16:30 Kahve arası
16:30 – 18:00 X. Oturum: Multipl Skleroz Yeni Tedaviler – III
Oturum Başkanları: Egemen İdiman, Yaşar Zorlu
– MS tedavisinde fingolimod ve diğer oral ajanlar. Ludwig Kappos
– Bugünki bilgiler ışığında kimi nasıl tedavi edeceğiz? Aksel Siva
19:00 Akşam Yemeği
http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://norobilim.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
 

Please log in to vote

You need to log in to vote. If you already had an account, you may log in here

Alternatively, if you do not have an account yet you can create one here.